Yerçekimsiz ortamda uyumaya hala alışamadı bedenim. Gerçi herkes alışmış görünüyor yeni kabin odalarına. Eklem aralarım açıldı, sabah kalkınca giyinmek hala derimi rahatsız ediyor. Gözüm ekrana takıldığında haberler akıyordu: Dünya su krizi bla bla... Mars’ta güneş panelleri bla bla... İşsizler ordusu sınırlara bla bla... Nikaragua, Kolombiya kahve üretimi durdu... N'oluyor ulan! Bir fincan kahveye hasret kaldık!

Kahvesiz sabahlar, haftalığımın yarısını harcadığım, beni ancak iki gün idare eden kahveler… Kahvesiz bir sabah olacak bugün. Metroya yürürken sağa, sola fütursuzca kayan veletlere söylenecek, metroda huysuzca sağa, sola çarpacağım. Ofise, işe ve ofistekilere lanet okuyacak, gözümü okuyan bilgisayarı yumruklayıp öğleden sonra kendimi cehennem sıcağı sokağa atacağım. En son kar ne zaman yağdı? Filler gerçekten yaşadı mı? Kafamda deli sorular… Belki İnanna’nın kahvesi vardır, ona uğramalıyım.

O berbat kahveyi, aromalı ne idüğü belirsiz şeyi içmeyeceğim.  Bu yoksunluk ve tevekkül etme hali beni deli ediyor. Kahvesizliğe birkaç çözüm yolu buldum aslında; en iyi yöntem kahve diye inlediğimde tadı aşırı güçlü bir besin tüketmek. Böylece iki saat öteleyebiliyorum krizimi. (Zencefil çiğnemek... İğrenç!) Güçlü bir kimyasal soluduğumda da yakın bir etki yakalayabiliyorum.

Teknoloji ve üretim diye sunulan tüm sömürü sistemini havaya uçurmak istiyorum. Fabrikaları dolduran lanet olası robotlar zehirli gazlardan etkilenmiyor. Mars'daki güneş panelleri için çok geç artık. Bugüne kadar susan bütün neslime küfürler ediyorum.