Ahvalnews haber sitesinden Umur Yedikardeş, Balat ve semtin yeni nesil kahvecilerine doğru bir yolculuğa çıktı ve gözlemlerini semtin yerlilerinden tüm çarpıcılığıyla aktardı.

Birçok tarihi semtte çoğalarak yayılan kahve dükkanlarının olumlu etkilerinin yanı sıra madalyonun diğer yüzü diyebileceğimiz, yarattığı ciddi problemleri de göz ardı etmek mümkün değil. Bu bağlamda biz de hem yazının akıcılığını bozmamak hem de müdahale etmiş gibi olmak istemediğimizden yazının tamamını sizlere aktarmak istedik. Yazıyı kaynağından fotoğraf ve detayları ile incelemeyi ihmal etmeyin.

 

"Balat son zamanlarda instagram fotoğraflarının arka fonunu süslüyor. Yeni nesil kahvecilerle birlikte semt bir çekim merkezi haline geldi. Kadim semtin esnafı ve yerlileri ise bu duruma isyan ediyor.

İstanbul’un tarihi semtlerinden biri olan Balat’a doğru yola çıkıyoruz.

1458 tarihli Tahta Minare camiinden yukarı doğru çıkarak yeni nesil kahvecilerin bulunduğu, Slav dilinde ‘suyu bol yer’ anlamına gelen ve caddeye ismini veren ‘Vodina Caddesine’ varıyoruz.

Vodina Caddesi üzerinde sağlı sollu 50’den fazla yeni nesil kahveci var. Gelenler ellerinde fotoğraf makineleri ile bir yandan kahvecilerde günün yorgunluğunu atarken, diğer yandan ise ‘Şevket Yerimdar’ ve ‘Çukur’ gibi popüler dizilerin çekildiği yerleri esnafa soruyorlar.

İstanbul’un fethinden önce inşa edilen Ahrida Sinagogu’nu, Bulgar Stevi Stefan Kilisesini ve semtin komşularından Fener Rum Patrikhanesi’ni soran ise neredeyse yok.

Yerli esnaf kepenk kapatırken, Balat’ın yerlileri de kiraların artması ile birlikte semtten ayrılıyor. Son dört senede semtte yirminin üzerinde emlak dükkânı açılmış. İstanbul’daki kentsel plansızlığın sancılarından etkilenenlerden biri de Balatlılar.

***

Bir yanda Balat’a gelenler; diğer yanda ise kıraathanelerde oturan, dükkânlarının önünde sinek avlayan yerli halk. Balat’ın esnafı ve eskileri, son zamanlarda yaşanan dönüşümün ekonomik ve sosyal etkilerini Ahval’e anlattılar.

Bir pidecide rastlıyoruz 68 yaşındaki Turgut Seymen’e. Çok iyi derecede bildiği Rumca ve Fransızcayı çocukluğunda Balat’taki gayrimüslim arkadaşlarından öğrenmiş. Sümer, şimdilerde semtin lokantalarına tatlı kabak satıyor. Biz soruyoruz, o başlıyor eski Balat’ı anlatmaya:

Babam at arabasıyla burada meyve sebze ticareti yapardı. Para da bereket, insanlar arasında hoşgörü, huzur ve neşe vardı. Rumlar, Ermeniler ve Yahudilerle birlikte kardeş gibi yaşardık.

Bu küçük semtte üç sinema, üç tane hamam, sekiz tane de kasap vardı. Müslümanım ama ne zaman gayrimüslimler gitti, bereket de gitti. Fakirdik ama mutluyduk. Sadece Balat değil İstanbul değişti. İstanbul ne zaman çiğ köfteci, lahmacuncu doldu, o zaman değişti.

Balat’taki Vodina Caddesi üzerinde, ara sokakları da hesaba katarsak 50’den fazla kahveci var. Seymen’e göre buraların esnafa ve yerli halka hiçbir faydası dokunmadığı gibi, aksine mahalle halkı tarafından garip karşılanmış:

Yerliler kahvecilere karşı. Burada yaşayan biri gidip orada bir kahve içmez. Mahalle kültürü bozuldu. Kültür farkı çok. Gelenlerin kıyafetleri ve tavırları farklı. Absürt duruyor. Yerliler de en çok ona kızıyor. Kahvehanelerde oturan yerlilerin bakışından anlarsınız. Garipsiyorlar.

Seymen, kalabalığın normalde bereket olduğunu ama bu durumun Balat’a ve özellikle esnafa olumsuz yansıdığını söyleyerek sözlerine son veriyor:

Kafelerin sahipleri ve müşterileri dışarıdan geliyor. Alışverişini akşam gidip kendi mahallesinden yapıyorlar. Buraya hiçbir katkıları yok. Aksine zararı dokundu. Kiralar çok arttı. 2012’de bin liraya tutulan dükkan, bugün neredeyse 4 bin lira. Ev kiraları da çok arttı.

Eskiden 300 lira olan evlere şimdi 1500 lira istiyorlar. Buranın yerlisi zengin değildir. Çoğu insan gitmek zorunda kaldı. Yerel esnaf kepenk kapatıyor. Her gün yeni bir kafe açılıyor. Düşünün bir mahallede 25 tane emlakçı olur mu? Eskiden bir tane vardı. Kiraları da emlakçılar yükseltti.

Biz Turgut Seymen ile konuşurken, ismini vermek istemeyen pide dükkanı sahibi araya giriyor. O da son zamanlarda yaşanan değişimden ve kiraların artmasından rahatsız olduğunu söylüyor:

2013’te dükkânı 3 bin liraya tuttum. Esnaf bana ‘3 bin lira verilir mi’ dedi. Bugün fiyatlar 5 bin liradan başlıyor. İş yok, kapatmayı düşünüyorum.

Şevket Yerimdar ve Çukur dizisinin yerini soruyorlar. Balat bu değil ki. Burada tarihi Patrikhane, Fener Rum Lisesi, Sinagoglar var. Ama sorulan yerler hep diziler. Ellerindeki cep telefonlarından Balat’ın fotoğraflarına bakıyorlar.

Vodina caddesi üzerindeki tarihi kıraathanede Recep Çeper ve Sedat Yanık’la oturuyoruz. İkisi de eski Balatlı. Çeper, 59 yaşında.  Doğma büyüme buralı. Kendisi eski kültürün artık kalmadığını ve yeni açılan kafelerin esnafa bir katkısının olmadığını belirtiyor:

Balat’ta çok şey değişti. İnsanlık değişti.  Kimse kalmadı, gayrimüslimler de gitti. Şimdi kafeler açıldı. Kafeler buradaki marketlerden bile alışveriş yapmıyor.

Mahalleli de gitmiyor. Neden gidip bir çaya 10 lira versin ki! Bu kadar kafenin burada ne işi var. Balat çok güzel bir yer olduğu için film çekiliyordu. Filmciler kiralama parasını vermeden kaçtılar. Artık esnaf yerini bile kiralamıyor.

Çeper, kafelerin açılmasından kendisinin de dâhil olmak üzere halkın da rahatsız olduğunu söylüyor. Balatlıların en çok rahatsız olduğu şeyin gelen kişilerin tavırları olduğunu söyleyerek konuşmasına son veriyor:

Herkes son derece rahatsız. Sandalyeleri dışarıdaydı, yürünecek yer yoktu. Caddede durmadan arabalar korna çalıyor. Burada racon delikanlılarındı şimdi ise hipsterların oldu.

Bunlar Balatlı değil, sonradan gelmeler. Yerli halk en çok neyden rahatsız oluyor biliyor musun? Gelenler, ‘aa burada fırın varmış, aa bakkala bak’ diyorlar. Fırının, bakkalın, kasabın olmasının önemi nedir? Bu tavır nedir ya hu? Burası İstanbul’un göbeği.

Sedat Yanık ise 1954’ten beri Balat’ta yaşıyor. Ailesi Rize’li ama kendisini buralı olarak görüyor. Balat’ın o eski kozmopolit halini ve güzel günlerini şu sözlerle yâd ediyor:

Biz kültürü Rumlardan öğrendik. Gayrimüslimler burada azınlık değildi, çoğunluktu. Dedem vefat ettiğinde, evdeki yemekleri Rum komşularımız getirirdi. Şimdi bir tane bile bulamazsın. Eski paylaşım kalmadı. Balat, at arabaları satış yapılan zamandan böyle bir yere dönüştü.

Yanık, Balat’taki son zamanlardaki dönüşümün ise bir nevi Balatlıların dışında gerçekleştiğini ifade ederek sözlerine nokta koyuyor:

Minnacık bir dükkânı kafe yapmış adam. İçeriye otursan havasız, dışarıya otursan soğuk. Bir çay getiriyorlar, sanki bardak değil kazan. Fiyatı da ateş pahası. Yerlileri asla gitmez.

Esnaf kan ağlıyor. Kiralar yükseldi, artık buranın yerlisi de Balat’da oturmuyor. Ben bu kıraathaneyi, buradaki sohbeti, ortamı çok seviyorum. Burada büyüyen burasını terk edemez. Her hafta sonu muhakkak gelirim. Ama şunu söyleyeyim, Balat on beş yıl sonra tanınmaz hale gelecek.

Ahmet Akar 1956’dan beri Balat’ta. Demircilikten emekli. Gelini Özgün Akar’a kırtasiye dükkânında yardım ediyor. Balat’ta ne değişti diye sorduğumuzda, Akar tebessüm ederek, “Eskiden misket oynardık, şimdi ise her yer beton” cevabını veriyor. Akar, medyanın da Balat’taki durumu yanlış gösterdiğini belirtiyor:

Yeni kafelerin açılması ile birlikte sanki Balat canlanmış gibi gösteriliyor. Ama bir yandan kiralar da artıyor. Esnaf iş yapmıyor. Bu kafeler ne iş yapıyor ki? 75 kuruşluk çaya 8 lira verilir mi? Temiz insanlar gidiyor, tabiri caizse vahşi insanlar geliyor. Sonumuz ne olacak Allah bilir...

Özgün Akar, Balat’taki Günseli kırtasiyesini işletiyor. Akar, Balat’ın görünen ile görünmeyen yüzü arasında uçurum olduğunu vurguluyor:

Bu cadde çok marjinal, insanlar çok marjinal gözüküyor. Ama gidin bir ara sokaklara bakın. Kaba tabirle söyleyeyim: Varoş. Hepimiz aynıyız. Medya popüler gösteriyor. Neresi popüler? İnsanlar aç. Bir liralık kalemin hesabını yapmak zorundalar. Bir yandan dışarıdan gelip ‘ aa aay ne güzel diyenler’ diğer tarafta bir liraya bir şeyler satıp evine ekmek götürmeye çalışanlar.

Balat’taki diğer esnaflar gibi o da kiraların yükselmesinden şikâyetçi. Tüm yatırımın Vodina Caddesi üzerine yapıldığını, arka sokaklardaki insanların unutulduğunu ve insanların durumunun kötü olduğunu belirterek önemli bir soru ile noktayı koyuyor:

300 liralık evler 1500 lira oldu. Sobalı evlere bin lira isteniyor. Bunlar son 3 senede oldu. Beyinleri yanmış resmen. Sağlıklı düşünemiyor. Asgari ücret ne kadar ki, sen insanlardan bu kadar para istiyorsun. Dün akşam mahalleden arkadaşlarla konuştuk. Herkes gitmek istiyor ama gidemiyor. Çünkü çocuklarının okulları burada. Mezatlar, kafeler çok güzel ama arka sokakta içler acısı manzaralar var. Bu caddeye bir şeyler yapılıyor. Peki halk? Onları hiç kimse görmüyor. Gerçekten yazık.

YORUMLAR

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
GİRİŞ YAP