• KATEGORİ
  • Kafeler Geleneksel
  • YAZAR
  • Sibel Ekdemir Kaya
  • 2003 Boğaziçi Ekonomi mezunu, profesyonel çalışma hayatına DIGITURK’te pazarlama alanında yönetici olarak devam ediyor. Kahveyi, sinemayı, sohbeti, dinlemeyi, anlatmayı, yazmayı ve fotoğraf çekmeyi çok seviyor. Eşi ve iki yaşındaki oğluyla hayatı yeniden keşfediyor.

Bu yıl 6. kez düzenlenen İstanbul Coffee Festival, 19-22 Eylül tarihleri arasında KüçükÇiftlik Park’ta kahve tutkunlarını ağırlıyor. Son yıllarda yeni dalga kahvecilerin de artmasıyla popülaritesi her geçen gün katlanan kahvenin star olduğu festivalde, bütün civar ana yolların tıkanmasından rağbeti anlamak mümkün!

Bilinen, az bilinen ve keşfedilmeyi bekleyen kahvecilerin stantları ve hoş sohbetlerinin yanı sıra; paneller, atölyeler ve konserlerle de renkleniyor alan ve bu yazıya konu olan stant, ortalarda bir yerde çıkıveriyor karşınıza... 

1967’den beri Galatasaray’daki yerinde hizmet veren, kendi halinde bir Türk kahvecisi Mandabatmaz. Kendi hali ne demekse artık... Günün herhangi bir saati, dükkanın olduğu sokağı “Mandabatmaz’ın sokağı” olarak hangi esnafa sorsanız bulabilirsiniz. Sokağa atılmış mütevazi tabureler ve yerli-yabancı tatlı bir kalabalıktan etkilenirsiniz. Biraz bile kahve seviyorsanız, bir Türk kahvesi içmek istersiniz oracıkta. Nedir buranın hikayesi diye merak edersiniz...

Kendini “ikinci kuşak” olarak tanıtan sevgili Can Özmen ile sohbete başladığımızda, stanta güler yüzlü bir adam yaklaşıyor ve bir sade kahve isterken “20 yıldır biliyorum ben sizi, gençliğim sizinle geçti, o zamanki tüm gençler gibi” diyor, içiniz ısınıyor. “Nasıl oldu?” diyorum Can Bey’e; o kadar yıl, sadece Türk kahvesi satarak bu kadar isim, hatır nasıl yapıldı diyorum. Ocak ayında rahmetli olan amcaları ve diğer büyük amcalarının bu işe nasıl baş koyduklarını anlatıyor. Aynı yerde elliden fazla yıldır esnaf olmanın değerini, sabrını...

Her gün, her hafta, hatta her ay gelen kemik müşterileri olduğundan bahsediyor. Hal hatır sormaya gelenler, duyup merak edenler ve daha yurt dışından gelenler.  35 ülkede haber yapılmış bir mekan Mandabatmaz. Times’da, The Guardian’da, Der Spiegel’de konu olmuş. Japonya’dan gelmişler dükkana...

Geçtiğimiz günlerde Vedat Milor da yazmış Mandabatmaz’ı köşesinde.

İsmin hikayesi de çok güzel. 60’larda dükkana gelip kahvenin tadına bakan bir müşteri, “Ne güzel kahve bu, ne kadar yoğun, köpüklü... Manda çıksa üstüne, batmaz” demiş ve amcalar da çok sevmiş bu tabiri. Artık patentli ismi dükkanın.

Kahveleri Latin Amerika’dan “sır” olan bir yerden geliyor. %100 Arabica kahveyi yeşil çekirdek olarak alıp, tüm işlemleri burada kendileri yapıyorlar.

Beyaz yakalı kaslarım çalışıyor, ”Eee diyorum, madem çok popülersiniz büyümeyecek misiniz? Yeni yeni dükkanlar açmayacak mısınız? Hani herkes öyle yapıyor ya?” diyorum ve ne duymayı umuyorsam onu alıyorum. Franchise olabilmek için talepte bulunan birçok isim olduğunu ama onların üç kuzen ve altı çalışanla dokuz aile olarak bu işle geçinebildiklerini öğreniyorum. “Çok zengin olup da ne yapacağız?” diyor gülümseyerek.

Ne güzel... Ağızlarımızın tadı yerinde bir de sevdiklerimiz yanımızda olsun, yeter...

Şimdi gidin KüçükÇiftlik’e önce, sonra da Galata’ya, bir sade Türk kahvesi söyleyin kendinize. Görün bakın neler oluyor, hangi zamanlardan ne anılar, ne kokular, ne görüntüler yakalıyor sizi...

Çünkü kahve çok güzel, arkasındaki hikaye, içindeki emek, naiflik ve yıllara uzanan bağı çok güzel.

Afiyetle...

YORUMLAR

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
GİRİŞ YAP