• KATEGORİ
  • Geleneksel Yaşam Foto Galeri
  • YAZAR
  • Tevârih-i Selânik
  • İster Yemen'den ister Brezilya'dan gelsin, kahvenin en yakıştığı yerin Balkanlar olduğu bizim için şüphe götürmez bir gerçektir. Zengin veya fakir, kahve; asırlar boyunca iç içe yaşayan kozmopolit Balkan coğrafyasının arzu edilen ve aranan ürünlerinin başında gelmiştir. Tevârih-i Selânik, yazılarıyla bir yandan Balkanların Ege'ye açılan noktasında kurulmuş olan kadim Selânik'in tarih ve kültür atlasını kaleme alırken, diğer yandan kahvenin bugün olduğu gibi o dönem de Osmanlı coğrafyası ve Selânik ticareti adına ne denli önemli bir varlık kaynağı olduğunu gözler önüne seriyor. Selânik tarihi ile ilgili her şey için Twitter adresinden takip etmeyi ihmal etmeyin; @tevarihiselanik.

Evliya Çelebi; "Öyle bir bedesten ki nice Mısır hazinesine malik tüccarların altın ve guruş sayması gıcırtısından insana dehşet gelir" der. 17. yüzyılda yolu Selanik'e düşen ünlü seyyahımız, Selanik Bedesteni'ni temaşa ederken o abartılı üslubuyla çarşıdaki ticari hareketliliği vurgular. İnsanı dehşete düşüren para gıcırtısının ise Mısır hazinesine sahip tacirlerden kaynaklandığını açıkça belirtmektedir.

Βu zümre kimlerdir? Selanik’te kahve ve kahvehane kültürü, kahvenin 18. asır ve öncesinde nasıl bir zenginlik kaynağı olduğunu incelemeye devam ediyoruz.

kahve-selanik-mısır1

Tefrikamızın bu 2. serisinde 18.yy Selanik ticaretinin hangi ticari bağ ve şebekeleri tesis ederek ve koruyarak geliştiğini göreceğiz. Ayrıca, Mısır hazinesine malik Selanik tüccarlarının kurduğu Mısırcıyan loncasına ve üyelerinin hayrat işlerine dair örnekler sunacağız.

Mısır ticareti beklenmedik riskleri de beraberinde getiren, sağladığı kârın yanında zaman zaman zarara da yol açabilecek bir teşebbüstü. Selanik ve Mısır'ın coğrafi olarak birbirine uzaklığı işler yolunda gitmediğinde zarara uğrayan tarafı iflasla karşı karşıya bırakabiliyordu. Batan gemiler, zayi olan yükler, Hristiyan korsanlar. Hepsi, yüksek meblağda sermaye gerektiren bir denizaşırı ticaretin riskleri arasındaydı.

kahve-selanik-mısır2

Sigorta sisteminin olmadığı veya Osmanlı'da yaygın olmadığı yıllarda, bu risklerden minimum zararla sıyrılmanın etkin yolları olmalıydı. Selanik'teki şer'iye sicilleri, Selanik-Kahire arasında mal taşıyan gemilerin zarara uğraması durumuna karşılık alınan önlemlerden bahseder. Yük gemisinin mülkiyetinin satıcı-alıcı arasında paylaşılması, korsan saldırılarına karşı kargoyu Hrıstiyan taşımacılara emanet etmek...

Bu son yöntem o kadar yaygındır ki, Mısır ticaret taşımacılığında yabancı gemi sahiplerinin başrolü oynadıkları nettir. Nereden mi biliyoruz? 19. yüzyıl başında "mucib-i fesad" ehli olan Arnavutları, Mısır'a taşıyan yabancı ticaret gemileri Devlet-i Aliyye tarafından uyarılmaktadır.

kahve-selanik-mısır3

Osmanlı İmparatorluğu'nda bir Arnavut tipi

Rusya, Avusturya, Dubrovnik Cumhuriyeti, Yedi Adalar Cumhuriyeti'ne ait gemiler Mısır'a giden deniz güzergâhlarına tam anlamıyla hakimdirler. Uzun mesafeli ticarette olası tehlikelere karşı alınan en kestirme önlemlerden biri de, yol ortağını aile bireyleri arasından seçmektir. Kahire'deki Zülfikâr Kethüda kervansarayında ölen Filibe veled Toma'nın parasını kısmen ona refakat eden yeğeni Toma veled Ruso kurtarmıştı.

kahve-selanik-mısır4

Yine de, Selanik'te ticari bağlantıların her iki ayağının da aynı dine mensup kişiler arasından seçilmesine özen gösteririliyordu. Neden mi? Bu daha ziyade bir hukuk meselesidir. Dindaşla ortak olmak hukuki ve iktisadi zeminde bazı avantajları beraberinde getiriyordu. Özellikle Müslümanlar arasında şeriat ve din kardeşliği, ticarette sadakatin teminat altına alınması açısından belirleyici rol oynamaktaydı.

Özetle, Selanik'te Mısır ticaretinin ezici üstünlüğü, Mısır'ın Reşid(Rosetta) limanındaki tüccarlarla bağlantılı Müslüman Türklerin elindeydi. Bu ticari bağlar sayesinde gerek Selanikli Rumların bir kısmı, her hâlükârda Türklerin ise ezici çoğunluğu Mısırla ticaret halindeydiler.

kahve-selanik-mısır5

Bu varlıklı tacirler grubu şehirde saygın konuma sahip bir loncanın üyesiydiler. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde onlara açıkça değinmektedir. “Her sanat ehlinin güzel işleri var ama genellikle halkı zengin tüccarlardır. [Alın teriyle kazanan, Allah’ın sevgilisidir] diye çalışıp kazanıp genellikle deniz yoluyla Mısır'a giderler ve Frengistan'da da ticaret ederler” der. Selanik limanı bu ticaretin merkezi konumundadır.

kahve-selanik-mısır6

Elimizde Mısır'a ihraç edilen temel ürünlerden olan kereste satışı için izin elde etmiş tüccarların bir listesi var. Önemli bilgiler içerir. 15 Mart 1748 tarihli listede; 37 Müslüman, 6 Rum, 4 Yahudi esnafın isimleri zikrediliyor. Müslümanlar bu sektörde ticarete hakim olan unsur. İzmir, Sofya, Usturumca, Edirne ve Selanik kökenli Müslüman tüccarların yanında, Rumların da ayrı bir lonca kurdukları da gözden kaçmıyor.

İlginç olan ayrıntı, iki ayrı dine mensup tüccarlardan oluşan loncaların arasındaki "alışverişi" ortaya koyan, belirteceğim şu husus; Yakomi veled Yorgaki, Selanik Rum cemaati üyelerinin kurduğu Mısır Çarşısı loncasının başıydı (Mısırcıyan kethüdası).

kahve-selanik-mısır7

Cesare Vecellio'nun 16.yüzyıla ait Rum bir tüccarı tasvir ettiği gravürü

Rum cemaatine ait loncaların bütününün Osmanlı'ya ödemekle yükümlü olduğu verginin nasıl paylaşılacağını belirten bir ahitnamede adı geçer. Yorgaki'nin oğlu Yakomi adına Selanik’in “paralel” Müslüman Mısırcılar loncasına mensup iki Türk tüccar şahitlik etmektedirler. Kayserilizade Hacı Abdurrahman Efendi ve kardeşi. İkisi de bu büyük loncanın üyesiydiler. Peki biz bu hareketlerini nasıl açıklayabiliriz?

Kahve ticareti şehirde sadece iktisadi refah değil, aynı zamanda bir sosyal statü ve itibar kaynağıydı. Bu itibar "kardeş" loncalar arasında sıkça çarşı eşrafının birbirine kefil olması şeklinde tezahür ediyordu. Ayrı dinden olsalar da. Böylece şehrin içtimai hayatı düzenleniyordu. Mısır Çarşısı esnafının elinde bulundurduğu zenginlik, yerel idare, cemaatler ve halk nezdinde itibar ve güvenilirlikle tahvil ediliyordu.

kahve-selanik-mısır8

Tabii, bu varlığın muhafaza ve ihya edilebilmesi tüccarların servetlerinin bir kısmını müminler için hayır işlerinde kullanmalarıyla mümkündü. Bahsedeceğim örnekte olduğu gibi...

Evliya Çelebi, Selanik camileri arasında esbak Selanik mollası Abdürrauf Efendinin camiini zikreder. Öve öve bitiremediği bu mabet "İskele kurbında"(dışında,varoşundadır). Daha önceki yazıda limandaki ahşap iskelenin nerede olduğunu görmüştük. Varoş olarak adlandırılan bölge ise Selanik kalesinin dışında, limanın bulunduğu koyda yer alıyordu. Burada Mısır Çarşısı vardı.

kahve-selanik-mısır9

Evliya Çelebi, bu alanda Mısır diyarının bütün mallarından keten, kına, şeker, pirinç ve kahve satan 500 adet dükkan olduğunu yazar. "İskele kapısı dışında kaleye bitişik Abdürrauf Efendi Camii'den deniz kıyısında iki katlı İrem gibi camiidir ki bütün kalabalık cemaatin dinlenme yeri aydınlık bir ibadethanedir” diye de ekler. İki katlı caminin alt katındaki dükkanlar caminin vakfına tahsis edilmiştir. Caminin ve kurucusunun ilk fetih yıllarına dayandığını tahmin ediyorum. 1478 Tahrir defterinde, Ra’if veya Re’if camii olarak adı geçiyor.

Şimdi gelelim 18.yy'a. Bu asırda cami, limanda artan hareketliliğe artık hizmet edecek kapasiteye sahip değildir. Bu nedenle 1762’de Selanik kadısı, Sultan III.Mustafa’dan limanda yeni bir Cuma camii kurulmasına dair bir talepte bulunur. Aslında aracıdır.

kahve-selanik-mısır10

Sultan III.Mustafa. Saltanatı: 1757-1774

Talebin sahipleri, cami inşa etme izni isteyecek kadar hasenat aşkıyla yanıp tutuşan ve Mısır Çarşısında ticaret yapan Selanikli iki Türktür. Kayserilizade Hacı Abdurrahman Ağa ve kardeşi Hacı Mehmet Ağa. Evet, Yakomi veled Yorgaki'nin kefili olan iki Mısır Çarşısı tüccarı! Cuma Camii yetki ve güç sembolü olduğundan, Sultan'ın iznini gerektirmektedir. Caminin yanına bir de medrese kurulması planlanmaktadır.

kahve-selanik-mısır11

17-18. yüzyıllar, 15-16. yüzyılların aksine, Selanikteki Bizans kiliselerinin artık camiye tahvil edilmediği bir dönemdir. Buna karşılık Osmanlı'nın taşra kentlerinde anıtsal cami projesi eksikliği, ihtiyacın önde gelen yerel unsurlarca giderilmesine yol açar.

Bu, Kayserilizade Hacı Abdurrahman Ağa ve kardeşi Hacı Mehmet Ağa gibi ehli ticaret müslümanlar için ön plana çıkma, hayır işleme fırsatıdır. Sultan gereken izni verir. Onlarsa sırasıyla caminin vakfına 1 büyük,1 küçük ambar ve 11 adet dükkanın gelirlerini vakfederler. Hepsi limanda.

kahve-selanik-mısır12

19. yüzyıl sonunda Selanik limanı. Alexander Dorn, Die Seehafen des Weltverkehrs, Vienna

Bu taşınmazların gelirlerinden cami imamı, müezzin, medresede ders verecek olan hocanın maaşları karşılanacaktır. 2 tüccar ve varisleri caminin mütevelli heyetini oluşturur. Onların vefatı halinde caminin idaresinden Mısır Çarşısı esnafı sorumlu kılınır. Bu örnek bizlere güçlü Mısır Çarşısı tüccarlarının 18.yy ortalarına kadar şehrin dini ve kültürel hayatına katkıda bulunabilecek derecede bir zenginliğe sahip olduklarını gösterir. Limanda kurdukları cami, 1906 Tahrir defterlerinde de zikredilmektedir. 1917 yangınında yanar.

kahve-selanik-mısır13

1906 Tahrir defterlerinden edindiğimiz bilgilerle Mısır Çarşısındaki yerini tespit edebiliyoruz. Egiptou(Mısır) caddesinin sonunda yer alır. Caminin vakfiyesinde kuruluşundan 144 yıl sonra Hacı Abdurrahman Ağa’nın ismi geçer. Zengin bir tüccar kesiminin bıraktığı kültür mirası.

Bugün Katouni meydanı olarak bilinen, bir zamanlar baharat ve kahve kokularının doldurduğu eski Mısır Çarşısının ortasında hüzünle gizlenir. Bugün burası Ladadika (Yunan dilinde; Yağhane) olarak bilinen Selanik’in meşhur yemek ve eğlence merkezlerinden.

kahve-selanik-mısır14

Mısır ticareti ve aranan bir lüks olarak kahve, zengin bir Müslüman Türk tüccar zümresi yaratmıştı. Hep birlikte gördük. Peki ne zamana kadar? 18. yüzyıl ortalarından sonra Mısır ticaretinin hacminin giderek düştüğü göze çarpmakta. Sebebi de her şeyin ucuzunun artık varolması.

Sanayi devriminden sonra ticaretin ekseni Doğudan Batıya kayar. Mısır’dan gelen ticari ürünler daha ucuza Batıdan temin edilir. Böylece kahvenin bir zamanlar kaynak oluşturduğu zenginlik geriler. Batı ile ticareti domine eden gayrimüslimlerin ticaretteki hükmü artar.

Yine de kahve, vazgeçilmesi zor bir alışkanlık olarak her evde, cemiyet toplantılarında var olmaya devam eder. 19-20. yy'larda şehre gelen batılılar pitoresk bir görüntü çizen kahveci yamaklarına, Selanik tepelerinde şark kahvehanelerine rastlarlar.

Kahvehaneler cemaatlerin iletişim ve sosyalleşme alanları olarak görevini ifa etmeye devam ederler. Yahudi, Müslüman, Hristiyan, Levanten.

İki serilik bir tefrikayla Selanik tarihinde hoş bir kahve yolculuğuna çıktık. Hepinize keyifli okumalar diliyorum.

YORUMLAR

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
GİRİŞ YAP