Marianna Yerasimos’un, “Eğer bu kitabı tanımlayacak olsam, tat anıları ile anıların tatlarının iç içe geçtiği bir hikayedir” dediği, “İstanbullu Rum Bir Ailenin Mutfak Serüveni” adlı eseri Yapı Kredi Yayınları’ndan çıktı.

Marianna Yerasimos, kültürel hafızanın ve aidiyetin belirgin dışavurumu olan mutfak kültüründen yola çıkarak, İstanbullu Rum bir ailenin hayatında lezzet serüvenini kaleme aldı. Kitapta, 19 ve 20’inci yüzyılda kalan, yok olmaya yüz tutmuş bir kültürün hikayesine yer verilirken, İstanbullu Rum bir ailenin patates çorbasından, gümüşbalığı omletine; midye salmasından, tavuk milaneze birçok yemeğin hikayesi ve tarifi anlatıldı.

Yerasimos, Türkiye’de kurulan ilk çikolata fabrikasına ve o fabrikayı kuran ailenin hikayesine de kitabında yer verdi. Kitapta, Türkiye’de ilk çikolata fabrikasının bilinenin aksına Nestlé’nin değil, “Arnavutluktan İstanbul’a göç eden ‘fesli Hristiyanlar’ ” diye tabir edilen Koço ve Mihalis biraderlerin kurduğu belirtildi. Koço Melopulos’un, kayınvalidesinin babası olduğunu söyleyen Yerasimos, Melopulos kardeşlerin çikolata satımına nasıl başladıklarını anlattı.

İşte Marianna Yerasimos'un kaleminden, Türkiye’de ilk çikolata fabrikasını kuran Melopulosların hikayesi...

“Koço ve Mihalis biraderler 20. yüzyıl başlarında ekmek parası için Arnavutluk’tan İstanbul’a göç eden ‘fesli Hristiyanlar’dandı. Buldukları ilk iş Beykoz’daki cam fabrikasındaydı. Haftada bir çift nalının yanıp kül olduğu o cehennemî sıcağa fazla dayanamadılar. Anadolu yakasını bırakıp Avrupa yakasına, Galata’ya geçtiler; 1919-1920 yıllarıydı.

Savaş bitmiş, müttefikler İstanbul’u işgal etmiş, Amiral Bristol komutasındaki Amerikan istihbarat gemisi USS Scorpion İstanbul limanına gelip demir atmıştı. Amiral Bristol ve Amerikalı diplomatlar işgal altındaki İstanbul’un perişanlığı ve halkın yoksulluğuyla ilgili Washington’a rapor üstüne rapor yollarken Amerikalı denizciler Sirkeci Garı’nda kurdukları mutfaktan çocuklara ekmek, sıcak kakao ve çikolata dağıtırlarmış.

Koço ve Mihalis çocuk sayılmazdı ama yine de denizcilerin lütuflarına mazhar olup yaldızlı kâğıtlara sarılı çikolataları elde edebiliyorlardı. Çocuk olmadıkları için de koca çikolatayı bir oturuşta yiyip bitirmek, kâğıdı da bir güzel yalayıp yere atmak yerine üçe dörde bölüp yaldızlı-yaldızsız kâğıtlara sararak Galata sokaklarında satmaya başladılar.

Zamanla işi büyüttüler, çeşidi artırdılar, ufak ufak imalata da geçtiler. Cumhuriyet’in ilk yıllarında onlar artık genç müteşebbislerdi; Türkiye’de ilk çikolata fabrikasını kuran (Melba Çikolataları, 1920) ve geliştiren (Golden Çikolataları, 1949) Arnavut kökenli iki genç müteşebbis.

Koço Melopulos kayınvalidemin babasıydı. Sakin ruhlu, kalender biriymiş. Evanthia’dan başka üç evladı daha vardı: Keti (‘Meşhur çikolatıcının kızı Katinaki’ diye yazar Sait Faik), Stathis ve Petros Hronas müstear adını kullanan, gelmiş geçmiş en iyi İstanbullu Rum şairlerden biri olan Savas...”

[via: ODATV]

YORUMLAR

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
GİRİŞ YAP