Kahvaltı her ne kadar günümüzde çalışan kesimler tarafından geçiştirilmek mecburiyetine sıkışmış olsa da, fırsatı olduğunda uzun uzun güzel bir kahvaltı etmek gibisi yok. Kahve altı olarak adlandırılan bu öğünün görece dar kapsamından günümüzdeki geniş haline evrilmesi ise Cumhuriyet sonrası çay tüketiminin artması ile olmuş. Hürriyet'ten Ebru Erke, kahvaltının bu evrimini köşesine taşıdı.

"Malum, kahvaltımızın şanı dünyaca biliniyor. Biz de dillere destan bu öğünü asırlardır kültürümüzün bir parçasıymış sanıyoruz! Oysa durum hiç de bildiğimiz gibi değil. Gelin tarihiyle, gelişimiyle ve zengin içeriğiyle bu hafta kahvaltı kültürümüzü masaya yatıralım.

Asırlar boyu, şimdilerde pek moda olduğu gibi, iki öğün yemek yeniyordu. Tarihi kayıtlarda, Osmanlı döneminde biri kuşluk vaktinde, diğeriyse güneş batmadan önce olmak üzere iki ana öğün yendiği belirtiliyor. Sabah erken vakitte, yani kahve içmeden önce ufak tefek atıştırmalar da yapılıyormuş. Ancak bu bir ana öğün olarak, Osmanlı mutfak kültüründe yer almıyor. ‘Kahve altı’ denen bu hafif öğünde mideyi rahatlatmak için ufak tefek yiyecekler yenirmiş. Kırsal kesimde halk güneş doğduktan sonra sıcak bir çorba ve ekmekle açlığını bastırarak güne başlarmış. Şehirlerdeyse sabah namazından sonra, tercih ve imkânlara göre, bazen çorba, bazen de ‘ince kiler’ yani tel dolaptan çıkarılmış peynirle reçeller atıştırılır ve ardından günün ilk kahvesi içilirmiş. 

20’nci yüzyıl başlarında modernleşme ve sanayileşmeyle hayat temposunun değişmesi Batı’da olduğu gibi bizde de öğünlerin tekrar tanımlanmasına neden olmuş. Ve ardından ‘kahvaltı’ daha ayrıcalıklı bir yere kavuşmuş. Asıl yıldızlaşmasıysa Cumhuriyet döneminin ardından çay üretimine başlanıp 1940’lı yıllarda tüketimimizin iyiden iyiye artmasıyla gerçekleşmiş. Gerçi salamura beyaz peynir, sele zeytin, pastırma, petek bal, meyve ve çiçek reçelleri gibi malzemeler Osmanlı mutfak kültüründe yüzyıllardır var olan ince lezzetler.

Sucuk, pastırma ve bazı peynir çeşitlerinin geçmişininse 10 ila 11’inci yüzyıl Orta Asya göçebe Türk kültürüne dayandığını biliyoruz. Sonuç olarak çay tüketimimiz arttıkça kahvaltı keyfimizin de süresi uzamış ve şimdiki okkalı halini almış. Türk çay kültürü ve kahvaltısı zaman içinde birbirini iyice beslemiş ve her ikisi de başlı başına bir kültür haline gelmiş.

Kahvaltıda esas olan, malzemenin kalitesi. Hal böyle olunca bazen sadece bir yayla tereyağı ve florasının özelliğini taşıyan bir bal bile öğününüzü ziyafete dönüştürebilir. Ya da sıcacık bir bazlamaya eşlik eden, geleneksel yöntemlerle yapılmış bir tulum peyniri... Yöreden yöreye değişen kahvaltılıklarımız da işte hep coğrafyanın sağladığı özel malzemelerin hemhal olmasıyla ortaya çıkan lezzetler. 

Dünya geneline baktığımızda ülkelere göre kahvaltı alışkanlıklarının hem malzeme hem de o toplumun yaşam şekli ve kültürü ekseninde şekillendiğini görürüz. Bazen hızlıca içilen bir kahve eşliğinde ufak bir tatlı, bazen marine edilmiş balık çeşitleri..."

YORUMLAR

Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.
GİRİŞ YAP